Quote with 2 notes
uzaktan, tam olarak nerden geldiğini bilemediğin şarkıyım ben. ismimi hatırlamazsın, soracak bir arkadaşın da yok yanında, olsa da bilmez. kalabalığın uğultusu bir çıkıp bir inerken, bir varım bir yokum ben. derken aniden susuveriyorum… şu az önce çaldığınız neydi? kasadaki kız sadece üçüncü gözdeki yüzlüklerin sayısını hatırlıyor. az önce, bundan önce çalınan şarkı cd den mi acaba? garson boşları toplarken günün yorgunluğuyla hipnotize olmuş. shazam zamanı geri almıyor. ne biçim teknoloji bu! belki bir gün, belki bir yıl sonra.. belki de hiç, ama hiç duyamayacaksın artık beni. yarım kalan aşklar hep sürermiş. bizimkisi de sürenlerden. burnunda, duyunca hatırlayacağın bir akşamın kokusunu gizlermiş. bizimkisi “O” kokulu gizemlerden. şimdi yarım, tüketilmemiş, harcanmamış her şey gibi ilk günün güzelliğiyle sakla beni.
Quote with 3 notes
Kendinizi büyük bir sinemada farzedin, önce arka sırada oturuyorsunuz sonra sıra sıra öne doğru ilerleyip burnunuzu neredeyse perdeye dayıyorsunuz. Yıldızların yüzleri ağır ağır oynaşan zerrelere dönüşüyor; küçük ayrıntılar devasa boyutlara ulaşıyor; yanılsama çözülü-yor - daha doğrusu yanılsamanın kendisinin gerçeklik olduğu ortaya çıkıyor. Gerçeklik nereden baktığınıza bağlıdır; ne kadar uzaklaşırsanız, geçmiş size o kadar somut ve anlamlı görünmeye başlar. Salman Rushdie
Quote with 7 notes
okullar arası yarışma var. hemen o akşam bir kalem kağıt kaptığım gibi şiir yazmaya koyuldum. on beş yaşımdayım. kız arkadaşlarına mektup falan yazdırıyor arkadaşlarım o aralar. katılsana dediler, o gazla başladığım akşam bitirdim şiiri. kafiyeler havada uçuşuyor. tekrarlar var, ritim var. tamam dedim, budur! okuyanlar çok beğendi. şurası şöyle olsacılar tavsiyelerde bulundu. bir iki değişiklikle şiiri yarışmanın düzenlendiği adrese yolladım. ertesi hafta evi aramışlar. annem, araman için bir numara bıraktılar dedi. “şiirin binlercesi içinden finale kalmış!” telefonu açan kız ağzındaki sakızı sabitleyip, yayınlanacağı kitabın baskısı için ödemem gereken tutarı söyledi. telefonu kapattığımda annemle göz göze geldik. beş dakika önce telefona doğru yürüyen şair, bir anda hızlı adımlarla odasına koşan çocuğa dönmüştü. o şiir zaten kötü bir şiirdi. sonra hep şunu düşündüm. belki savaş zamanı doğsam, bir köy evinde çorba kaşıklasam, okul sıralarından bir arkadaşı kaybetmenin ne olduğunu bilsem, aşık olduğum kızın babasının başka şehre tayini çıksa… daha güzel karalardım kağıtları. ama delik çorap bile giymemiş birinden nasıl şair olurdu! telefondaki kız şekeri bitince sakızı atıp tekrar aradı. sanırım baskı için fena halde para lazımdı. ama benimki zaten şiir değildi. benim derdim sakızlaydı. oysa kendi derdini başkasına dert edebilmekti şiir. bunu çok sonra anlayacaktım.
Quote with 6 notes
plaj sesleri/bir kız çocuğu ilk defa denize giriyor/ kumların altında dört yıl yakılıp bırakılmış kibrit çöpü/ annemin hayali, annemin hayali/ ince esmer bir kadından doğma çocuğun hayali, çocuğun hayali/ florya’daki yazlık beşiktaş’taki ev /abbasağa park’ında at kestanesi /babamın fotograflar astığı odam /sütçü’yü vurdukları kaldırım /babasının gözyaşı damlattığı güğümler /huşu içinde eskimiş iğne batıran günler /deniz topum patlak topum /kesip başıma miğfer ettiğim topum /denizler altında yirmi bin fersah /komşu ayten teyze’nin ökçeleri /kocasıyla kavgaları çamaşırları /kitaplarım kitaplarım yarım bıraktığım /başlamadığım nefret ettiğim kitaplarım /gidip gelemeyen sevdiğim kitaplarım /ilk aşkım /iki paket çubuk krakerle beklediğim, beyaz elli manikürsüz kız/ /sen de gel /bu akşam birlikte oturalım
Post with 13 notes
Hala tanışmış değiliz. Yüzünün neye benzediğini bilmiyorum bile. Gözümü kapadığımda göz kapaklarımın içine o renkli ışık toplarının gelmesini beklediğim gibi, seni görmek için gözlerimi kapıyorum. Güzel bir kadın olduğunu hayal ediyorum. Bu tamamen benim eşekliğim biliyorum. Seni, yamuk bacakların, çipil gözlerin, hafif sarkmış memelerin, boğumlu küt çirkin parmaklarınla hayal etmeye güdümlenmemiş genlerim var. Genlerimi güçlendirip daha da çarpıtmış bir geçmişin etkileri var arzularımda. Magazin var, Hollywood var. Sanatın iki yüzlülüğüyle ideal diye sunduğu ölçüler var. Yaşadığım çağın güzellik anlayışının mağduruyum ben. Affet. Güzel bir kadın olmayabilirsin. Ben Doğu standartlarında iyi bir erkek bile sayılırım. Manyakça fantezilerin yoksa fiziğim seni memnun edebilir.
Yıllar geçtikçe geçiyor. Zamanın bu “geçme halini” son geçen birkaç yılda daha iyi anladım. Özel günlerde, bazı anlarda, normal insanlar gibi köşeye sıkıştırılıp duygularca kere hırpalanıyorum. Bugünü birkaç kırıkla atlattım. Bir gün bütün kemiklerim kırılacak. Çünkü, neredeyse koca bir ömre seninle tanışamamayı gaflet diye sığdırmak üzereyim. Ve muhtemelen sığacak. Bu dünya kalabalık bir yer biliyorsun. Arka arka adımlar atarken kitapçıda çarpışılmıyor öyle kolay kolay. Hem, dünyada dört yüz bin kitapçı varmış. Ben birazdan çıkıyorum. Hazırlan sen de. Türkiyede’yim. İstanbul’da bir kitapçıya uğrayacağım. Çarpışmayı yine ıskalarsak, bir yerlerde yalnız başıma oturuyor olabilirim. Hayır, dediğim gibi yalnızım. Bu yazıyı oturduğum yerden yalnız tamamladım. Bana inan..Tanışamamanın en güzel yanı da bu değil mi zaten? Birbirimize hiç yalan söylememiş olmak!
Post with 5 notes
hayatının her saniyesini anlatabilseydin, yaptığın her şeyde ne kadar haklı olduğunu anlayacaktım. ama bir de benim saniyelerim var; sana hak vermemekte ne kadar haklı olduğumu bilmediğin.
Quote with 7 notes
bir dostuma şöyle dedim: “gelecekten yazıyorum. yıl 2142. yani biz öleli çok oldu dostum. sana yattığım yerden seslendim. 2012 ye dönüp 10 yıllık bir yaşam aldık yine. beni duydun. kalktık ve inan bana bıraktık her şeyi. mecburen yaptıklarımızı, bir ülkenin tek şehirindeki sisteme sığınmış hayatlarımızı.. bağlı olduklarımızı, aslında bağlı olduğumuzu sanıp kendimizi bağladıklarımızı..arabaların, evlerin anahtarlarını, faturaların, telefonların ağırlıklarını bıraktık. gezdik, sadece gezdik. yeni gibiydi her yeni gün. dağlarda fırtınalara yakalandık, asfaltlarda yalın ayaktık, göllerde yüzüp ıslandık, hastanelerde müzik çaldık. kanserlilerden dans öğrendik, ayağa kalkamayanların gözleriyle vals ettik. hiç film seyretmedik, kendi sinemamızdaydık. gecenin yarısında çöp karıştıranlardan özür diledik. sokaktaki hayvanlardan daha iyi insanlar olmak için merhamet dilendik.. dilini bilmediğimiz kadınları öptük. konuşamadığımız için daha çok görüyorduk. öptüğüm kadının tek bir kirpiğindeki kıvrımı o yüzden hiç unutmadım..seninle birbirimizi öpmedik. sanırım eşcinsellikle ilgili söylenenleri hala aklımızdan atamadık. bir dostun dudaklarında iğrenç olan nedir, denemeden bilemedik, yine korkmayı seçtik. gezegendeki tüm canlılara dokunduk. tanımadığımız insanlara bile! çok yadırgandık ama yadırganmaya alıştık. bize deli denmesinden oyunlar yapıp oynadık. kimin kime ne dediğinin ne önemi vardı, kim kim olduğunu bilmemenin coşkusuyla kimliksizliğinin hafifliğindeyken. iyi ki seçmişiz biz olmamayı. kendimiz olmak sanıp aldatıldığımız yıllarda anlamadık, ben dediğimiz şeyin ne büyük bir hapishane olduğunu.
bak öldük yine. ve korkarım tüm anlattıklarım satırlarda kaldı.” ben hayallerime kaptırıp gitmiştim. o da, hayallerini kaptırmış bir şekilde şöyle dedi: - Para ?iPhone’umdan gönderildi
Quote with 15 notes
sudan sebeplerle açılır yaralar. kaldırıldıkları acillerin önünde bekler sağanaktan mağdurlar. beşinci sınıf sedyeler, birinci sınıf morfinler. ojeleri silik, çorapları kaçık yorgun hemşireler. Ve birbirinden bilmiş ziyaretçiler uğrar; ağızlarında günlük yüklemlerle devrik orospu teselliler. sudan sebeplerle açılır yaralar, sudan sebeplerle unutulurlar. yıllar sonra hatırlandıklarında bile “nedendi?” diye sormayı unuttururlar.
Post with 6 notes
bir sözün arkasından gelen “gibi”, kendinden önceki sözde gördüğünü ne güzel anlatır.. -çok mu sevmiştin? -hem de bir çocuk gibi.. Ondaki sevgisini anlatmaya çabalayanın, çocuğa yüklediği tüm anlamları bulursun o gibide. Çocuğun saflığı, masumuyetiyle çağrıştırdıklarından bir ilmek geçirip gibi demiştir. - ciğerlerimde bir sorun mu var doktor? - hayır, röntgenleriniz bir çocuğunki gibi. Çocuk? Büyüdüğü için vücuttan fırlatılmış bir cenin gibi mi? Yoksa yetişmemiş bir yetişkin gibi mi?Geçen yıl dünyaya gelen oğlun gibi mi mesela? yoksa bir erkekle harmanlanmış kadın gibi mi? Okul numarası 256 olan Yasemin gibi mi çocuk? Çocuk, bu satırları yazan otuz yıl önceki ben gibi mi? nasıl bir şey? çocukluğunu yaşamamış genç kızların hayatında fazladan karıştıkları çoluk çocuk gibi mi? “Çocuk gibi ağladı salak” taki zayıf gibi mi yoksa çocuk gibi davrandığı için yerdiğin acizliği gibi mi? kedi yavrusu gibi söylenmeyen insan yavrusu gibi mi? Ama bak! çocuk sahibi kediler var sokaklarda, yavrulayan anneler bağırırken hastanelerde.. Galiba çocuk diye bir şey yok. Senin yüklediğin anlamdan başka başka gibilerin yanına yakıştıranlar oldukça.. benim gibi.
Quote with 10 notes
aynaya konunca kelebek, göz göze geldik banyoda. küçük kafasını karıştırmış bu dünya. bir sitem, küskün bir yüz, sanki, ‘hep sırtımı sevdiniz’ der edalarda. “yok” dedim “sen alınma! biz şekli şemali pek severiz kendi aramızda da”..
Page 1 of 4